in ,

Dünyadaki En Yaygın Bulaşıcı Hastalıklardan ” Sıtma “

Dünyadaki En Yaygın Bulaşıcı Hastalıklardan ” Sıtma “

Dünyadaki En Yaygın Bulaşıcı Hastalıklardan ” Sıtma “

Dünyadaki en yaygın bulaşıcı hasta­lıklardan biridir. Özellikle Afrika, Amerika ve Asya’nın tropik bölgelerindeki su kıyıları ile bütün Akdeniz ülkelerinde, salgınlara yol açmayan yerleşik bir hastalık olarak her zaman bulunur. Bu hastalığın en tipik belirti­si, genellikle iki, üç ya da dört günde bir düzenli aralıklarla yinelenen nöbetlerdir. Sıt­ma nöbetine tutulan hastalarda önce şiddetli bir üşüme ve titreme, hemen ardından yüksek ateş ve terleme evresi görülür. Bu belirtilere çoğu zaman genel halsizlik, ağrılar, kansızlık ve dalak büyümesi gibi belirtiler eşlik eder. Eskiçağlarda sıtmanın nedeni bataklıkların çevresindeki pis kokulu havaya bağlanırdı. Sıtmayla eşanlamlı olarak kullanılan malarya terimi de “kötü ya da pis hava” anlamındaki İtalyanca mal aria sözcüklerinden gelmedir. Oysa bu hastalığın etkeni Plasmodium cinsin­den tekhücreli hayvansal asalaklar, taşıyıcısı da anofel denen sıtma sivrisinekleridir. Sıtma­nın sulak ve bataklık yerlerde çok yaygın olması, durgun sularda üreyen ve insanları sokarak hastalığı bulaştıran anofellerin varlı­ğına bağlıdır. Bütün sivrisinekler gibi anofellerin de yal­nızca dişisi kan emer, erkekleri bitki özsula-rıyla beslenir. Dişi anofel sıtmalı bir hastayı sokup kanını emdiğinde, hastanın kanındaki mikroskobik asalaklar da sivrisineğin midesi­ne geçer. O anda yaşam çevriminin herhangi bir evresinde olabilen sıtma asalağı sivrisine­ğin midesinde gelişmesini tamamlar ve yakla­şık 10 gün sonra hayvanın tükürük bezlerine yerleşir. Artık hastalığı bulaştırabilecek duru­ma gelmiş olan sivrisinek başka bir insanı soktuğunda, tükürüğündeki asalakları o insa­nın kanına aktarır. Bu yeni konağın vücudun­da kan dolaşımıyla karaciğere taşınan asalak­lar burada çoğalırken henüz hastalık belirtile­ri başlamamıştır. Genellikle 15 gün, bazen daha uzun süren bu kuluçka döneminden sonra sıtma asalakları yeniden kana karışarak alyuvarlara yerleşir ve bu hücrelerde hızla çoğalmaya başlar. Asalakları barındıran alyu­varlar kısa sürede parçalanır ve serbest kalan mikroplar öbür alyuvarlara saldırır. Çok sayı­da alyuvar aynı anda parçalanıp içlerindeki asalak ordusu kana yayıldığı anda sıtma nöbe­ti başlar. Bu ateşli nöbetin süresi bir saat ile bir gün arasında değişir ve sıtma asalakları yerleştikleri yeni alyuvarları parçalayıp ikinci bir nöbeti başlatıncaya kadar hastalık belirtileri yok olur. Nöbetler birbirini izledikçe, her nöbette daha çok sayıda alyuvar yıkıma uğra­dığından, kansızlık giderek daha ağır boyutla­ra ulaşır. Bu arada hastayı sokan bir anofel kanındaki asalakları alıp başka bir insana taşır ve hastalık böylece hızla yayılır.Sıtma asalağını ilk kez 1880’de Fransız doktor Alphonse Laveran sıtmalı hastaların kanında saptamıştı. Sonradan İngiliz doktor Ronald Ross sıtmanın doğrudan insandan insana bulaşmadığını fark etti ve bu asalakla­rın anofellerle taşınabileceğini düşündü. Bu düşüncesini doğrulamak için, anofellerin çok bol bulunduğu Roma çevresindeki sulak ova­larda deneylere girişti. Sağlıklı denekler gün boyunca sıtmalı hastalarla bir arada bulunu­yor, geceleri ise sivrisineklerin girmemesi için önlem alınmış olan evlerine dönüyorlardı. Gerçekten de içlerinden hiçbirisi sıtmaya yakalanmadı. Sonunda, İngiltere’de yaşayan iki gönüllü, sıtmalı hastaların kanını emmiş olan anofellerin kendilerini de sokmasına izin verdiler ve ikisi de sıtmaya yakalandılar. Böylece hastalığın anofeller aracılığıyla insa­na bulaştığı kesinlikle kanıtlanmış oldu. Ayrı­ca bu deneyler sırasında yalnızca dişi anofelle­rin sıtma asalaklarını taşıdığı anlaşıldı ve sonradan, hepsi de Plasmodium cinsinden olan dört tür sıtma asalağının varlığı saptandı. Bunlardan yalnızca biri öldürücüdür; ama öbür türler de insanın karaciğerinde bazen yıllarca kuluçkaya yatıp uzun bir aradan sonra yeniden nöbetlere yol açabileceği için hastalık kronikleşir. Sıtmanın en eski ve en etkili ilacı kinindir. Daha hastalık etkeninin bulunmasından önce­ki yüzyıllarda bu maddenin sıtmalı hastaları iyileştirdiği biliniyordu. Ne var ki, hem kini­nin zehirli olması, hem de sıtma asalaklarının yeni soylarının bu ilaca karşı direnç kazanma­sı nedeniyle bugün sıtma tedavisinde daha’ çok bireşim yoluyla hazırlanmış yeni ilaçlar kullanılır. Ama sıtmayla savaşta en etkili yol, toplumdaki bütün hastaları iyileştirip taşıyıcı sivrisinekleri yok ederek hastalığın yayılması­nı önlemektir. Sivrisineklerin üremesini denetim altına almak için, dişi anofellerin yumurtalarını bı­raktıkları bataklıkları ve durgun su birikintile­rini kurutmak gerekir. Böcek ilaçlarının da bu savaşta çok büyük yararı olmuştur; ayrıca uzmanlar sıtma sivrisineklerini kısırlaştırarak üremelerini engelleyecek yöntemler üzerinde çalışıyorlar. Ne var ki, bütün bataklıkların kurutulması ve sivrisineklerin üremesini tü­müyle durduracak önlemler alınması çok masraflı bir yoldur. Bu yüzden birçok ülkede sıtmalı hastaları zaman yitirmeden tedavi etme ilkesi benimsenmiştir. Örneğin Avrupa’ nın birçok yerinde sıtma sivrisinekleri çok bol olduğu halde, sıtmalı hasta olmadığı için bu taşıyıcı hayvanlar halk sağlığına zarar vere­mez. Dışarıdan gelen hastaların başlattığı küçük salgınlar da kolayca denetim altına alınabilir. Üstelik son yıllarda, sıtma asalakla­rını laboratuvar koşullarında üreterek sıtma­ya karşı koruyucu aşı hazırlama çalışmalarına da başlanmıştır. Ama, bütün bu önlemlere karşın, dünyada her yıl yaklaşık 50 milyon kişinin sıtmaya yakalandığı ve içlerinden 1 milyonunun öldüğü sanılıyor.

Değerlendirmek ister misiniz?

0 points
Upvote Downvote

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0

Comments

0 comments

Eski Truva Kentini Ortaya Çıkaran Arkeolog ” Heinrich Schliemann “

Postlarının Güzelliğiyle Tanınmış Hayvan ” Sansar “