in , , ,

Çağlar Öncesinde ”Mağara İnsanları”

MAĞARA İNSANLARI

Binlerce yıl önce mağaralarda barınmış olan tarih öncesi insan­larıdır. Tarih öncesinde yaşayan insanların tü­mü mağara insanı değildi. Bazıları da belki sadece yılın belli zamanlarında mağarada barınıyordu. Kuzey Avrupa’da yaşayanlar, Buzul Çağının soğuk havasından korunmak için mağaralarda barındılar. Çok soğuk dö­nemlerde ya da buzullaşma sürecinde, topra­ğın büyük bölümü buzla ya da kıraç tundrayla örtülüydü. Buzul Çağı’nda buzul örtüsü bir­ çok kez ilerledi ve geri çekildi. Buzullaşmalar arasında daha ılıman dönemler yaşandı. Avrupa’daki ilk mağara insanları kuzeye büyük olasılıkla bu dönemlerden birinde geldiler. Bu görece ılıman zamanlarda bile kış ayları soğuk geçerdi. Taş Devri’nde avcılar, bu sert iklimden korunabilmek için fırtınadan etki­lenmeyen ve soğuğu engelleyen mağaraları ve korunaklı kaya kovuklarını barınak olarak seçtiler.

Neanderthal İnsanı

Barınak olarak kullanılan mağaralara birçok ülkede rastlanmıştır, ama bu dönemin en ünlü yerleşim bölgesi Fransa’nın güneybatısındaki Dordogne Irmağı vadisindedir. Burada 80-35 bin yıl önce basık alınlı, çeneleri gelişmemiş insanlar dağınık gruplar halinde yaşıyordu. Bu özellikleri taşıyan insanlara ait ilk kafatası Almanya’da Neander vadisinde bulundu ve bu insanlar, yerin adından dolayı, Neandert­hal insanı olarak adlandırıldı. Neanderthal in­sanı kısa ve kaba çakmaktaşı parçalarını yon­tarak aletler yapar ve yabanıl hayvanları av­lardı. Bu hayvanlardan örneğin mamut, tüylü gergedan ve mağara ayısının soyu tükenmiş­tir, ama yaban sığırı,bizon, at, geyik ve do­muz gibi başka hayvanlar varlıklarını sürdürmektedir.

Neanderthal insanları yaşadıkları mağara­ların ağzında ya da elverişli kayalıklarda çalı çırpıdan ateş yaktılar ve öldürdükleri hayvan­ların etini pişirdiler. Büyük olasılıkla ağaç yapraklarını, kuru ot ya da eğrelti otlarını mağaranın tabanına sererek, üzerinde uyudu­lar. Üstlerini örtmek ve giyinmek için hayvan derilerinden yararlandılar. Bol güneş almak ve soğuk kuzey rüzgârlarından korunmak için güneye bakan barınaklar seçtiler. Daha fazla ısınmak amacıyla mağaraların içine ilkel ça­dırlar kurdular. Bu tarihöncesi insanları, yaktıkları ateşin küllerini ve kömürlerini hiç temizlemediler. İliğini çıkarmak için kırdıkları kemik parçala­rını çevreye saçtılar. Yonttukları çakmaktaşı artıklarını süpürmek, hatta kayalardan otur­dukları yere düşen taş parçalarını atmak zahmetine bile katlanmadılar. Biri öldüğün­de, bazen yerde sığ bir çukur açarak cesedi gömer, ölünün yanına ölümden sonraki ya­şamda yanında bulunması için taştan birkaç alet koyarlardı. Ayrıca, büyük mağara ayıları­nın kafataslarını ve kemiklerini mağaranın tabanına kazdıkları çukurların içine yığarlar-dı. Zamanla rüzgârın savurduğu tozlarla, sellerin ya da ırmakların getirdiği kumlar barınakları doldurdu. Bu maddeler var olan çöplerle karışarak “mağara toprağı”nı oluşturdu. Böylece, Neanderthal insanları sürekli büyüyen bir çöp yığını üzerinde yaşadılar.

Cro-Magnon İnsanları

Yaşam bu biçimde binlerce yıl sürdü. Daha sonra, Buzul Çağı’nın son soğuk döneminde yaklaşık 35-10 bin yıl önce, Dordogne’a, Doğu Avrupa’dan ve Ortadoğu’dan değişik tipte insanlar geldi. Bu insanların fiziksel özellikleri günümüz insanına çok benziyordu. Cro-Magnon insanlarının Neanderthal insan­larıyla savaşarak onları göçe zorladıkları sa­nılmaktadır. Bu insanların Neanderthal in­sanlarının mağaralarındaki toprak katmanla­rın üzerine bıraktıkları kalıntılarda, alışılmış ocak türleri ve kemiklerin yanı sıra oldukça değişik çakmaktaşı aletlere de rastlanmıştır. Cro-Magnon insanı adını 1868’de, Fransa’da bu insanlara ilişkin ilk kalıntıların bulunduğu bölgeden almıştır. Neanderthal insanları gibi, Cro-Magnon insanları da yaşamlarını avlanarak sürdürdü­ler, ama zanaatçılıkta onlardan ileriydiler. Bıçak, kazıma ve oyma aleti yapmakta daha ustaydılar. Kemikten ve mamut dişine benzer dişlerden hayvan figürleriyle bezeli çok güzel mızrak uçları ve dikiş iğneleri yaptılar. Mağa­ra duvarlarına, sivri taşlarla av hayvanlarının resimlerini kazıdılar. Bu resimleri, büyük olasılıkla avlarının başarılı geçmesi için bir çeşit büyü olarak düşünüyorlardı. Günümüz­de mağaraların gün ışığından uzak en kuytu köşelerinde bulunan bu resimler siyah ya da kırmızıyla, bazen de çok renkli olarak boyan­mıştır. Mağara ağızlarına ya da gün ışığının ulaştığı yerlere de resimler yapılmış olabilir. Bu tür yerlerde rastlanan boyalı kaya parçala­rının, bu resimlerin aşınmış kalıntıları olabile­ceği düşünülmektedir. Avrupa’da, içinde re­simler bulunan mağaraların hemen hemen tümü Fransa’da ve İspanya’dadır. İçlerinde en güzeli, 1940’ta keşfedilen, Dordogne böl­gesinde, Lascaux’da yer alan mağaradır.

Neanderthal insanları gibi Cro-Magnon insanları da ölülerini bazen yaşadıkları mağa­ranın tabanına gömerlerdi. Ölülere en güzel giysileri giydirir, deniz kabuğundan boncuk­lar, sivri hayvan dişlerinden kolyeler takar, çevrelerine silahlarını ve aletlerini koyarlardı.

Ölülerin ten rengini, yaşayan insanların doğal ve sağlıklı rengine benzetebilmek için çoğu kez üzerlerine, pas kırmızısı bir boya serperlerdi. Bu buluntulardan Cro-Magnon insanla­rının ölümden sonra da bir yaşam olduğuna inandıkları anlaşılmaktadır.

20-10 bin yıl kadar önce buzlar eridi, iklim ılındı ve eski insanların mağaralarda yaşama­sına gerek kalmadı.

Mağaralar, Avrupa’nın yanı sıra dünyanın öbür bölgelerinde de barınak olarak kullanıl­mıştır, ama buralarda yaşayan insanlara iliş­kin çok az şey bilinmektedir.

Değerlendirmek ister misiniz?

0 points
Upvote Downvote

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çocukların Düşselliğini Geliştiren ”Ezop Masalları”

Mahkeme